gibi 0 dk. 0 dk.

Bozkırdan iyot kokusuna doğru…

Çocukluğumun yakın şahidi tren ile Ankara-Eskişehir-İstanbul arası yolculuklarımın türlü türlü hikayeleri oldu hep.Hızla uzaklaşıp geride kalanlara içlenirken ,varılacak şehir güzel günler vadetti hep. Bu üç şehir hayatımın üç kalesi olduğundan mı yoksa tren yolculuklarının insanı avutan bir yanının olmasından mı, yalın sevinç ,yalın hüzün yaşamadım birinden diğerine giderken . Şehirlerin “-den “ve “-de” halini yaşadım.

Bu kez de bozkırdan boğaza bir yolculuk. Yol boyu, yolculuğumuza şahitlik edip el sallayacak çocuklar arıyorum alışkanlıkla. Ailecek gittiğimiz pikniklerde kardeşimle tren yoluna yakın yerleri tercih eder, geçen trenlere, trendekilere bıkıp usanmadan el sallardık.Tren geçip gitse de heyecanımız bitmezdi. Tren gelmeden raylara yerleştirilen madeni paralar bizi bir müddet daha oyalardı. Gündüz yolculuklarında alışkanlıkla yol boyu aradığım çocuklar bizdik belki de; kerdeşim ve ben.

İstasyonlar değişiyor,yolcular.. biz bile değişiyoruz;büyüdükçe yol aldıkça.Oysa trenden bakan da trene bakan da aynı gözler.Çocuk gözlerimle, vagonları çeken lokomotifler hep babamın lokomotifleri.İstasyona giriş yapan lokomotifin gücünü,tipini yani kimliğini okumayı öğrendiğim babamın…

İçinden tren geçmeyen, istasyonu olmayan şehirleri sevmedim hiç ben. Uzayip giden ,saymakla bitmeyen yük vagonlarını aynı heyecan ve şaşkınlıkla saymaktan bıkmadım.